ATO'DAN "SOSYAL GÜVENLİK-EKONOMİK GÜVENSİZLİK" RAPORU...

 

- SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNE 1994 YILINDAN BU YANA BÜTÇEDEN TOPLAM 132,5 MİLYAR YTL AKTARILDI. BU TUTARIN HAZİNENİN BORÇLANMA FAİZİYLE BUGÜNKÜ DEĞERİ 715 MİLYAR YTL'Yİ BULUYOR...

 

- SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN GÜNCELLENMİŞ MALİYETİ TÜRKİYE'NİN MİLLİ GELİRİNİ AŞARKEN, KAMU BRÜT BORÇ STOKUNUN İSE 2 KATI BİR BÜYÜKLÜK OLUŞTURDU.

 

- DEVLET SON 14 YILDA TOPLADIĞI HER 100 LİRALIK VERGİNİN 18 LİRASINI SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİNİN AÇIKLARI İÇİN KULLANDI. SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ KENDİ KENDİNE YETSEYDİ SON ÜÇ YILDA BÜTÇE FAZLA VERECEKTİ.

 

- SON 14 YILDA BÜTÇENİN FİNANSMANI İÇİN YAPILAN HER 100 LİRALIK NET BORÇLANMANIN 71 LİRASI SOSYAL GÜVENLİK AÇIKLARINA GİTTİ. SON ÜÇ YILDA İSE NET BORÇLANMA TÜMÜYLE BU AÇIKLAR YÜZÜNDEN YAPILDI.

 

- ATO BAŞKANI AYGÜN: "SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ TÜRKİYE'NİN EN ACİL SORUNU."

 

Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'ya aykırı bularak bazı maddelerini iptal ettiği sosyal güvenlik reformunun geleceğine ilişkin belirsizlik sürerken, sistemin makro ekonomik istikrara yönelik tehdidi de büyümeye devam ediyor. Bu nedenle de sosyal güvenlik sistemi giderek bir ekonomik güvensizliğe dönüştü.

 

Ankara Ticaret Odası (ATO), SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın finansman açıklarının ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini araştırdı. ATO'nun "Sosyal Güvenlik-Ekonomik Güvensizlik" raporuna göre, sosyal güvenlik sisteminin kamuya son 14 yılda getirdiği yükün, Hazine iç borçlanma faiziyle güncellenmiş değeri 715 milyar YTL'yi buluyor.

 

Fon birikimi dönemimde, biriktirdikleri fonlar, bazı KİT'lerin finansmanı gibi verimsiz alanlara yönlendirilen, bu nedenle de 1990'lı yılların başından itibaren finansman açığı vermeye başlayan sosyal güvenlik sistemine 1994-2006 yılları arasında bütçeden toplam 104,3 milyar YTL aktarıldı.

 

Bu yılın ilk sekiz ayında 22,1 milyar YTL aktarılan sisteme yıl sonuna kadar yapılacak aktarımın 28,2 milyar YTL'yi bulacağı tahmin ediliyor. Böylece bütçeden sosyal güvenlik sisteminin finansman açıkları için 14 yılda aktarılan tutar, ödendiği yıldaki fiyatlarla 132,5 milyar YTL'ye ulaşacak.

 

Sosyal güvenlik sisteminin finansman açıklarının bütçeden karşılanmaya başlanması bütçe açıklarının alıp başını gitmesine yol açtı. Dolayısıyla bütçeden sosyal güvenlik sistemine yapılan transferler borçlanılarak gerçekleştirildi. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yaptığı hesaplamalara göre 1994-2006 yılları arasındaki dönemde bütçeden sosyal güvenlik sistemine yapılan transferlerin Hazinenin iç borçlanma faiz oranıyla güncellenmiş değeri 687 milyar YTL'yi buluyor. Bu yılın tümünde aktarılacak olan 28,2 milyar YTL de dikkate alındığında sosyal güvenlik sisteminin ekonomiye olan yükü güncel değerlerle 715 milyar YTL'lik bir büyüklük oluşturuyor.

 

Sosyal güvenlik sisteminin kamuya olan yükünün Hazine iç borçlanma faiz oranıyla güncellenmiş değeri olan 715 milyar YTL, Ağustos 2007 sonu itibariyle toplam 347,3 milyar YTL olan "brüt kamu borç stokunun" 2 katı bir büyüklük oluşturuyor

 

100 LİRALIK BORÇ PARANIN 71'İ SOSYAL GÜVENLİĞE GİTTİ

 

Hazine son 14 yılda bütçe açığının finansmanı için net olarak toplam 200,4 milyar dolarlık borçlanmaya gitti. Bu borçlanmanın 119 milyar dolarlık kısmı sosyal güvenlik sisteminin açıkları için yapıldı. Yani bu dönemde her 100 liralık net borçlanmanın 71 lirası sosyal güvenlik sisteminin açıklarına gitti.

 

Türkiye'nin bütçesi 14 yılda toplam 214 milyar dolar açık verdi. Bu açığın yüzde 69'u, sosyal güvenlik sistemine bütçeden yapılan aktarmalardan kaynaklandı. Sosyal güvenlik sisteminin finansman açıklarının bütçeden karşılanmaya başlandığı 1994 yılında sisteme aktarılan tutar bütçe açığının yüzde 26'sı kadar bir büyüklük oluşturdu. Bu oran 2004 yılında yüzde 62'ye kadar çıktı. 2005 yılında sosyal güvenlik sistemine aktarılan tutar, bütçe açığının üç katına, 2006 yılında ise 4 katına ulaştı. Bu yıl sisteme yapılacak aktarma ise bütçe açığının 3 katını bulacak.

 

SİSTEM KENDİNE YETSE BÜTÇE FAZLA VERECEK

 

Sosyal güvenlik sisteminin bütçe üzerindeki yükünün bütçe açığını aştığı 2005 yılında, eğer bu yük olmasaydı bütçe 8,1 milyar YTL'lik açık yerine 15,2 milyar YTL fazla, 2006 yılında ise 5,5 milyar YTL'lik açık yerine 17,4 milyar YTL fazla verecekti. Maliye Bakanlığı'nın son tahminlerine göre bütçe bu yıl 8,5 milyar YTL açık verecek. Sosyal güvenlik sistemine 28,2 milyar YTL aktarma yapılmayacak olsaydı 2007 yılı bütçesi de 19,7 milyar YTL fazla verecekti.

 

14 YILDA, 1 YILLIK MİLLİ GELİRİMİZİ YUTTU

 

Türkiye'nin geçen yıl 567 milyar YTL olan milli gelirinin 2007 yılında 648,9 milyar YTL'ye ulaşacağı tahmin ediliyor. Buna göre son 14 yılda sosyal güvenlik sisteminin finansman açığının kapatılması için kullanılan kaynaklar, Türkiye'nin 2007 yılı milli gelirini de aşıyor.

 

Devlet bütçesinden sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılan paranın milli gelire oranı sorunun büyüklüğünü açıkça ortaya koyuyor. 1994 yılında yüzde 1 olan aktarılan paranın GSMH'ye oranı yıllar itibariyle artarak 2005 yılında yüzde 4,8'e kadar yükseldi. 2006 yılında birikmiş prim alacakları için getirilen ödeme kolaylığının etkisiyle artan pirim tahsilâtı nedeniyle yüzde 4'e gerileyen sistemin açıklarının GSMH'ye oranı bu yıl yeniden yüzde 4,5'e yaklaşacak.

 

Sosyal güvenlik sisteminin açıkları devletin son 14 yılda tahsil edilen vergi gelirlerinin yüzde 18'i kadar bir büyüklük oluşturdu. Sisteme 1994 yılında bütçeden aktarılan para vergi gelirlerinin yüzde 6,6'sı kadar bir büyüklük oluşturuyordu. Bu oran ilerleyen yıllarda hızla artarak 2005 yılında yüzde 21,8'e kadar yükseldi. 2006 yılında prim affıyla sağlanan gelir artışı nedeniyle yüzde 16,7'ye gerileyen bu oran bu yıldan itibaren ise yeniden artmaya başladı. Bu yıl toplanan her 100 liralık verginin 18 lirası sosyal güvenlik sisteminin açıklarının kapatılmasına gitti.

 

Türkiye yıllardır faiz dışı harcamaları azaltıp, faiz ödemelerine daha fazla para ayırarak yüksek borçluluk sorununu çözmeye çalışıyor. Bu amacın gerçekleştirilmesinin önündeki en büyük engeli ise sosyal güvenlik sisteminin büyüyen finansman açıkları oluşturuyor. Sosyal güvenlik sistemine aktarılan para 1994 yılında bütçeden yapılan faiz dışı harcamaların yüzde 6,5'ini oluşturuyordu. Bu pay ilerleyen yıllarda hızla artarak 2005 yılında yüzde 23,2'ye kadar tırmandı. Geçen yıl yüzde 18'e gerileyen sosyal güvenlik sistemine aktarılan paranın faiz dışı giderler içerisindeki payı bu yıl yeniden yüzde 18,9'a tırmandı. Son 14 yıl içerisinde sosyal güvenlik sistemine aktarılan paranın aynı dönemdeki faiz dışı harcamalar içerisindeki payı yüzde 18,7 olarak gerçekleşti.

 

IMF programı uyarınca faiz dışı harcamaları kısıtlayan hükümetler, sosyal güvenlik sisteminin artan bu baskısı karşısında diğer bütçe harcamalarını kıstılar. Bundan en fazla da yatırım harcamalarının olumsuz etkilendiği biliniyor. Sosyal güvenlik sistemine kaynak aktarımının başladığı 1994 yılında sisteme aktarılan para, yatırım için bütçeden yapılan harcamanın yüzde 54'ü kadar bir büyüklük oluşturmuştu. 1995 yılından itibaren ise yatırıma ayrılan para sosyal güvenlik sistemine aktarılan paranın sürekli altında kaldı. 2003 yılından itibaren ise sosyal güvenlik sistemine yatırım harcamalarının iki kat fazlası ayrıldı.

 

AYGÜN: "YAŞLANMA HIZI ÇÖZÜMÜ ACİL HALE GETİRİYOR"

 

 

ATO Başkanı Sinan Aygün, Türkiye ekonomisinin önündeki en ciddi tehdit olan sosyal güvenlik sisteminin finansman açıklarının, önlem alınmaz ise gelecek yıllarda büyüyerek süreceğini belirterek, "Sistemin Türkiye ekonomisine şimdiye kadar verdiği vereceği zarar bir yana, Türkiye nüfusunun yaşlanma hızı bile tek başına sorunun çözümünü acil hale getiriyor" dedi.

Sosyal güvenlik sistemlerinin mali açıdan sürdürülebilir olup olmadığını belirleyen en önemli faktörün, nüfusun yaşlanması olduğunu hatırlatan Aygün şunları söyledi:

 

"Şu anda genç bir nüfus yapısına sahip olan Türkiye'ye ilişkin yapılan tahminler, nüfusun hızla yaşlanacağını ortaya koyuyor. 65 yaş ve üstündeki nüfusun 0-64 yaş arasındaki nüfusa oranının 2012 yılında yüzde 7'ye, 2039 yılında ise yüzde 14'e ulaşacağı hesaplanıyor. Türkiye yaklaşık 30 yıl sonra yaşlı nüfus sorunuyla karşı karşıya kalacak. Yapılan araştırmalara gelecek 18 yıllık sürede bağımlı nüfusun oranının, yani 0-14 yaş ile 65 yaş arasındaki nüfusun çalışabilir yaştaki nüfusa oranının azalacağını gösteriyor.  Yani Türkiye sosyal güvenlik sorununun çözümü için bu yıllarda ne yaparsa yapacak. Sorunun çözümü için önümüzdeki birkaç ay içerisinde ciddi adımlar atılamaz ise beş-on yıl sonra sadece sosyal güvenlik sistemi değil ekonominin tümü çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak."

Sosyal güvenlikle ilgili olarak yapılan yasal düzenlemelerin büyük bölümünün Anayasa'ya aykırılık oluşturması yüzünden Anayasa Mahkemesi'nden döndüğünü hatırlatan Aygün, yeni anayasa tartışmalarında ele alınması gereken ön önemli sorunun sosyal güvenlik olduğunu bildirdi.

 

30 Eylül 2007