TÜRK TARIMI ECEL ŞERBETİ İÇİYOR

 

TÜRK TARIMI ECEL ŞERBETİ İÇİYOR

SON 2.5 YILLIK DÖNEMDE MALİYETLER YÜZDE 100 ARTTI, FİYATLAR YÜZDE 30-90 GERİLEDİ. ÇİFTÇİ ÜRETTİĞİNE PİŞMAN OLDU.

TARIMDA KENDİ KENDİNE YETMEKLE ÖVÜNEN TÜRKİYE'DE, SON İKİ YILDAKİ İTHALAT ARTIŞI % 58.8'E ULAŞTI. ÇİFTÇİ ÜRETTİĞİNİ TARLADA ÇÜRÜTÜRKEN, TÜRKİYE BAŞKA ÜLKELERİN ÇİFTÇİSİNİ BESLEDİ.

İSTİHDAMIN YÜZDE 33'ÜNÜ SAĞLAYARAK SOSYAL SİGORTA GÖREVİ ÜSTLENEN TARIM SEKTÖRÜ'NDE DOĞRUDAN GELİR DESTEĞİ ÖDEMELERİ DE AZALTILDI.

AYGÜN: "AB'NİN GÖZÜNDE ÇİFTÇİ ÖCÜ. AB, TARIMI, TÜRKİYE'NİN SIRTINDA KAMBUR OLARAK GÖSTERİP, UYUM ADI ALTINDA KISKACA ALIYOR

Gayrisafi Milli Hasıla'nın yüzde 11.3'ünü oluşturan, istihdamın % 33'ünü barındıran Türk tarımı, uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ecel terleri döküyor. 2003 yılında yüzde 2.5 küçülen sektör, 2005 yılının ilk çeyreğinde yüzde 0 büyüme hızıyla yerinde saymak zorunda bırakıldı.

Son 2.5 yıllık dönemde tarım üretim girdilerindeki maliyet artışlarının yüzde 100'ü bulması, ürün fiyatlarının yüzde 30 ila yüzde 80 arasında gerilemesi Türk çiftçisini ürettiğine pişman ettirdi. Tarım ürünlerinin girdilerinden olan mazotta 2002 yılından bu yana % 61.8 artış yaşandı. 2002 yılı Kasım ayında 1 milyon 242 bin lira olan mazotun fiyatı 14 Temmuz 2005'de 2 milyon 10 bin liraya yükseldi. Söz konusu süre içerisinde mazotun dolar bazında fiyat artışı yüzde 100'ü buldu.

Çiftçinin olmazsa olmazlarından olan gübre fiyatlarındaki artış ise 2002 yılına göre yüzde 100'leri aştı. 2002 yılının Kasım ayında 250 bin lira olan Üre gübresi, bu yılın Temmuz ayında 530 bin liradan satıldı. Üre'deki artış oranı yüzde 112 oldu. Aynı süre içerisinde Amonyum sülfattaki artış yüzde 94.7, Dap gübresinde de % 74 olarak gerçekleşti.

2002 Kasım ayı ile 2005 Temmuz ayı arasındaki sürede, tohumluk tohumluk fiyatları, tarım ilacı fiyatları, sulama ücretleri ile yem fiyatları yüzde 36 ile yüzde 233 arasındaki değişen oranlarda artış gösterdi. Sözkonusu dönemde, sulama fiyatlarındaki artış ise yüzde 100'ü aştı.

Pamuk Tarlada Kaldı

Dünyanın 6. pamuk üreticisi olmasına rağmen, 2002-2004 döneminde 648 bin tonla dünyanın en fazla pamuk ithal eden ülkesi sıfatını alan Türkiye'de tekstil sektörünün ihtiyacı olan pamuğu yurtdışından ihraç etmesi nedeniyle pamuk tarlada kalırken, üretici borçlarını ödeyemez hale geldi. 2002 yılında 800 bin liraya satılan pamuğun fiyatı bu yıl yüzde 37,5 oranında gerileyerek 500 bin liraya düşmesine rağmen alıcı bulamadı. Türkiye'nin pamuk ithalatı, 2002 yılında 1 milyar 293 milyon dolar, 2003 yılında 1 milyar 641 milyon dolar, 2004 yılında 1 milyar 982 milyon dolarla, en fazla ithalat yaptığımız fasıllar arasında 10. sırada yer aldı. Pamuk ithalatı, bu yılın Ocak-Mayıs döneminde 917 milyon dolara ulaşarak, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 9.5 arttı.

Türkiye'de altı milyon kişinin geçimini sağlayan pamukta Türk üreticinin yüzü gülmezken, ABD ve Yunanistan'dan ithalat yapılıp, milyonlarca dolar bu ülkelere aktarılmaktadır. Tekstil'den barut ve film malzemesi yapımına kadar 50 çeşit sanayi kolunun hammaddesini oluşturan pamuk konusunda ulusal bir politika oluşturulamazsa, üretim her yıl daha da azalacak ve pamuk ihtiyacının tamamı ithalatla karşılanır hale gelecektir.

Pamukta olduğu gibi, kuru üzüm ve kuru incirde de girdi fiyatları artarken, satış fiyatları düştü, üretici perişan oldu.

Süt Üreticisi Perişan

İnsanların her yaş döneminde tüketebilecekleri bir ürün olmasına rağmen, süt konusunda da sıkıntılar yaşanıyor. 2002'den bu yana süt üretimi için kullanılan yem fiyatlarına yüzde 89.1 zam gelmiş olmasına rağmen, süt fiyatları 2002 seviyesinde kaldı. Birkaç ay öncesine kadar 450 bin liraya satılabilen sütün fiyatı 300 bin liraya kadar geriledi. Süt fiyatındaki düşüşe rağmen paketlenmiş dayanıklı süt tüketiciye 1 milyon 100 bin lira ile 1 milyon 790 bin lira arası bir fiyata ulaşıyor. . Süt üreticisi sattığı bir litrelik sütün karşılığında bir kiloluk yem bile alamıyor. Süt fiyatlarının düşmesindeki en önemli etkenin Türkiye'ye kaçak yollardan sokulan süt tozu olduğu belirtiliyor.

Kaçak Et Yiyoruz

Tarım sektörünün en önemli alt sektörü olan hayvancılık da kriz sinyalleri veriyor. 2002 yılında 5.500.000 TL olan Karkas Et fiyatları (Et-Balık Kurumunda) 2003 yılında ulaştığı 7.800.000 TL'den, 2005 yılı Temmuz ayında 6.915.000 TL'ye geriledi. Buna rağmen aynı dönemde yem fiyatları 204 bin liradan, 370 bin 600 liraya yükseldi. Besicilere kilogram başına verilen et teşvik primi 30 Kasım 2004'te 1 milyon liradan, 500 bin liraya indirildi. 2005 yılında ise tamamen kaldırıldı. Besici, geçen yıllarda 1 milyar liraya sattığı danayı, bu yıl 500 milyon liraya satamıyor.

Türkiye'de et fiyatlarındaki gerilemenin de en önemli nedeni kaçak et girişi. Türkiye'nin 6-7 milyar dolarlık zarar ettiği kaçak et tüketiminde İstanbul'un yüzde 60 ile ilk sırada yer aldığı belirtiliyor. Türkiye genelinde ise kaçak et tüketimi yaklaşık yüzde 50 seviyesinde olduğu kaydediliyor.

Tarıma Verilen Destek Düştü

Türk çiftçisine verilen önem bütçe rakamlarıyla da kendini gösterdi. 2004 yılında bütçeden tarıma ayrılan miktar 3 katrilyon 215 trilyon lira (Gerçekleşen 3 katrilyon 79 trilyon TL )iken, 2005 yılında bu rakam 3 katrilyon 462 trilyona yükseltildi ancak % 7.6'lık bu artış, yüzde 100'ü bulan tarım enflasyonunun gerisinde kaldı.

Tarımın içinde bulunduğu durum GSMH içindeki oranında ve büyüme hızında da düşmeye yol açtı. 2002 yılında GSMH içinde % 12'lik bir paya sahip olan ve % 7.1'lik büyüme hızı yakalayan sektör, 2004 yılında GSMH içinde % 11.3'lük paya sahip olurken, büyüme hızı yüzde 2'de kaldı. 2005 yılının ilk çeyreğinde ise genel büyüme hızı 5.3 olmasına rağmen, tarım sektöründe yüzde sıfır büyüme yaşandı. Yani tarım sektörü yerinde saymak bir yana, 2003'teki yüzde 2.5 küçülmeyi bile telafi edemedi.

AYGÜN: AB'NİN GÖZÜNDE ÇİFTÇİ ÖCÜ

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, AB'nin Türk tarımını "uyum" adı altında kıskaca aldığını belirterek, "AB, tarımı, Türkiye'nin sırtında kambur olarak gösteriyor. İstihdamda yüzde 33 payı olan bu kesim AB'nin gözünde öcü. Tarım sektöründe sağlıklı tarım politikaları uygulanmazsa, Türkiye bundan sonra üreten değil sadece satın alıp tüketen bir ülke haline gelecektir. Tarım sektörü, Türkiye'de göç sorununun kriz haline gelmesini engelleyen başlıca sektördür. Hükümet sadece üretmek için değil, toplumsal huzur için de tarıma sahip çıkmalıdır" dedi.

AB'nin Türkiye'ye 10 yıllık müzakere sürecinde tarım sektörüne uyum için 11.3 milyar Euro gerektiğini söylediği halde, kendi söylediğiyle çelişerek 5.5 milyar dolarlık yardım yapılmasını öngördüğünü hatırlatan Aygün, AB'nin çifte standart uyguladığını, halihazırda tarım fonlarından yararlanan ülkelerin, bu fonlardan yararlanma oranının düşmemesi için Türk tarımını can evinden vurmaya çalıştığını kaydetti. Aygün, "Hükümet at gözlüğünü takmış, üstelik de miyop. İleriyi göremiyor. AB uğruna Türk tarımını feda ediyor. Türkiye'ye tarıma verdiğiniz desteği azaltın diyen AB, bütçesinin yüzde 40'ını tarımı desteklemek için harcıyor" diye konuştu.

 

(23-07-2005)